Yeni bir araştırma, yüksek proteinli diyetlerin, günlük kalori alımının yüzde 22’sinden fazlasının protein kaynaklı olması durumunda, ateroskleroz yani atardamar sertleşmesi riskini artırabileceğini ortaya koyuyor. Bu durum, kalp sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.
Pittsburgh Üniversitesi’nden bilim insanları, hem hayvan deneyleri hem de sınırlı insan üzerinde yapılan testlerle, aşırı protein tüketiminin, özellikle de et ve yumurta gibi hayvansal kaynaklardan elde edilen lösin adlı amino asidin, arteriyal plak oluşumunda önemli rol oynayan bağışıklık hücresi makrofajlar üzerindeki mTOR sinyalini tetiklediğini belirledi.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Çalışmanın başyazarı Dr. Babak Razani, hakemli dergi Nature Metabolism’de yayınlanan makalede, “Günlük protein alımının yaklaşık yüzde 22’sini kapsayan beslenme biçimleri, bu amino asidin risk faktörlerini artırdığı kritik bir eşik noktasına gelmektedir” şeklinde açıklamalar yaptı.
Ancak alanında uzman bazı bilim insanları, bu görüşe katılmıyor. Dr. Razani’nin ekibinin 2020 yılında gerçekleştirdiği bir çalışma, yüksek protein alımının kardiyovasküler hastalık riskini artırma potansiyeli taşıdığını ortaya koymuştu.
2023 yılında gerçekleştirilen daha kapsamlı bir çalışmada ise, yüksek ve standart protein düzeylerine sahip diyetler arasında kalp sağlığı ile ilgili istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı gözlemlendi.
Araştırmada yer almayan kardiyolog Dr. Stephen Tang, mevcut çalışmanın, sonuç çıkarmak için yetersiz buldu. Yine de, kalp uzmanlarının giderek bitki ağırlıklı beslenme yönünde eğilim gösterdiğine dair artan bulgulara dikkat çekti.
Medical News Today’ye verdiği demeçte Tang, “Ben olsam alışkanlıklarımı değiştirmezdim” diye belirtmekte.
Bununla birlikte, bu çalışma yüksek protein tüketiminin önerilen bir yol olmadığı yönünde daha fazla kanıt sunuyor. Kardiyologlar çoğunlukla protein yerine kolesterol ve yüksek tansiyonu dikkate alıyor. Bu çalışma, bitki bazlı diyetlerin kalp sağlığına olumlu yönde etkide bulunduğunu desteklemektedir.
1984’te yapılan bir başka çalışmada, sebze, meyve, kuruyemiş, baklagiller ve makarna gibi besinlerden elde edilen bitkisel proteinlerin, daha fazla tüketildiğinde kadınların sağlıklı yaşlanma olasılığını yüzde 46 artırdığı ortaya konmuştu. Öte yandan, ağır ağırlıklı hayvansal protein tüketimiyle beslenenlerin ise sağlıklı yaşama şansı yüzde 6 azalmaktadır.
Mevcut beslenme kılavuzları, genel olarak protein alımının günlük kalori miktarının yüzde 10 ile 35’i arasında olması gerektiğini önermekte. Vücut ağırlığına bağlı olarak ise,1918 tarihi itibarıyla, günlük alınması gereken protein miktarının kilogram başına yaklaşık 0,8 gram (enerjinin yaklaşık yüzde 11’i) olması yeterli bulunuyor.
Amerikan Kalp Derneği, protein kalitesinin önemine dikkat çekmekte. Genellikle fasulye, mercimek, kuruyemiş, tohumlar ve omega-3 açısından zengin yağlı balık gibi bitkisel protein kaynaklarının tercih edilmesi, kırmızı ve işlenmiş etlerin yanı sıra doymuş yağ tüketiminin sınırlandırılması öneriliyor.
Harvard Üniversitesi araştırmacıları ise, aşırı protein alımının doğal olarak zararlı olmadığı görüşindedir. Ancak, hayvansal protein tüketiminde aşırıya kaçmanın, bitkisel proteinlere oranla kolesterol seviyelerini ve ölüm riskini artırma potansiyeli taşıdığına dikkat çekiyor.
0 Comments