Birçok insan saç dökülmesi sorunuyla uğraşırken, bilim insanları bu duruma çözüm geliştirmek için çeşitli araştırmalar yürütmektedir.
Birleşik Krallık’taki Sheffield Üniversitesi ile Pakistan’daki COMSATS Üniversitesi araştırmacıları, üzerinde çalıştıkları farklı bir projede ilginç bir keşfe imza attı. Vücutta doğal olarak oluşan bir şeker türü olan deoksiribozun, yaraların iyileşmesine etkisini inceleyen bilim insanları, yaraların çevresindeki tüylerin normalden daha hızlı uzandığını gözlemledi.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Deoksiriboz jeli, minoksidil adlı ilaçla benzer bir etki sağladığı tespit edildi ve kılların yüzde 80-90 oranında yeniden uzadığı kaydedildi. Hem deoksiriboz jeli hem de minoksidilin uygulandığı deneylerde ise anlamlı bir fark gözlemlenmedi.
Sheffield Üniversitesi’nden Sheila MacNeil, konuyla ilgili olarak, çalışmanın doğal olarak oluşan deoksiriboz şekerinin kıl foliküllerine giden kan akışını artırarak saç uzamasını sağlamanın basit bir çözümünü ortaya koyduğunu belirtti.
Kalıtsal kellik veya erkek tipi saç dökülmesinde genetik faktörler, hormon seviyeleri ve yaşlanma önemli bir rol oynamaktadır.
ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), toplumun yüzde 40’ını etkileyen bu duruma yalnızca iki ilacın onayını vermiştir. Minoksidil, etkili olmadığı durumlarda finasterid ile birlikte kullanılmaktadır. Finasterid, vücuttaki testosteron seviyesini etkileyen bir ilaçtır ve henüz kadınlar için onaylanmamıştır.
Bu ilaç, erkeklerde saç kaybını yüzde 80-90 oranında azaltma potansiyeline sahip olup, tedaviye başlandığında bırakılması önerilmemektedir. Yan etkileri arasında ereksiyon bozukluğu, göğüs ve testis ağrısı, düşük libido ve depresyon bulunmaktadır.
Eğer deoksiriboz jeli insanlarda olumlu sonuçlar elde ederse, kemoterapi sonrası saç, kaş ve kirpik kaybı yaşayan bireyler de bu tedavi yönteminden faydalanma şansına sahip olabilir.
Frontiers in Pharmacology dergisinde yayımlanan artışan makalenin yazarlardan MacNeil, araştırmalarının henüz başlangıç aşamasında olduğunu, ancak sonuçların umut verici nitelikte olduğunu ve daha fazla araştırma gerektirdiğini ifade etti.
0 Comments