Bilim insanları, Cilalı Taş Devri dönemine ait bir dizi gizemli taşın, güneş ışığını geri kazanma amacıyla adak olarak gömüldüğünü iddia etti.
Danimarka’nın Baltık Denizi’nde yer alan Bornholm adasında, güneş ve bitki motifleri taşıyan yüzlerce taşın keşfi gerçekleştirildi. Araştırmacılar, çoğunluğu koyu renkli şeyl taşından yapılmış bu eserleri “güneş taşı” olarak adlandırıyor.
MÖ 2900 civarına tarihlendiren bu güneş taşları, hayvan kemikleri, kil kap parçaları ve çakmaktaşı nesneleriyle birlikte yerel hendeklere gömülmüştü.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Bilim insanları, bu ritüel niteliğindeki eylemlerin arkasındaki amacı anlamak için dönemin çevresel koşullarını incelemeye karar verdi.
Bulgular, hakemli dergide yayımlanan çalışmada Cilalı Taş Devri’ne ait bu ritüelin bir yanardağ patlaması ile bağlantılı olduğu düşüncesini ortaya koydu.
Volkanik patlamaların atmosfere saldığı sülfür gibi maddelerin güneş ışığını engelleyerek iklimin soğumasına sebep olduğu biliniyor. Tarih boyunca birçok yazılı kayıtta bu durumun ekinlerin ölmesine yol açtığına dair örnekler bulunmaktadır.
MÖ 2900 civarına ait herhangi bir yazılı kayda ulaşılamamasına rağmen, araştırma ekibi buz çekirdeklerini inceleyerek önemli bulgular elde etti. Bu silindir şeklindeki yapılar, geçmiş iklim koşullarını anlamada bir zaman kapsülü işlevi görüyor.
Grönland’dan alınan buz çekirdekleri üzerinde çalışmalar yapan bilim insanları, MÖ 2900 öncesi ve sonrasındaki ilkbahar-yaz aylarında don olaylarının meydana geldiğine dair deliller buldular. Ayrıca, Güneş’ten gelen radyasyonun azaldığı ve havanın soğuduğuna dair veriler elde ettiler.
Buz çekirdeklerinin sülfür içerdiğini tespit eden araştırmacılar, iklimdeki bu değişimlerin MÖ 2910’daki bir yanardağ patlamasından kaynaklandığını düşünüyor. Volkanik faaliyetlerin sonucunda güneş ışığının azalması ve ekinlerin zarar görmesi üzerine, insanların güneş taşlarını adak olarak hendeklere gömmek adına bir araya geldiği tahmin ediliyor.
Ayrıca, kaybolan güneş ışığının tekrar kazanılması durumunda bu durumu kutlamak veya böyle bir olayın bir daha yaşanmaması için ritüelin gerçekleştirilmiş olabileceği ifade ediliyor.
Kopenhag Üniversitesi’nden arkeolog Rune Iversen, çalışmanın ortak yazarı olarak, “Kuzey Avrupa’daki erken tarım kültürlerinde Güneş’in merkezi bir öneme sahip olduğunu uzun zamandır biliyoruz” diyor ve ekliyor:
“Toprağı işliyorlardı ve hasatlarını evlerine götürmek için Güneş’e bağımlıydılar. Stratosferdeki sis nedeniyle Güneş’in uzun süre görünmemesi onlar için son derece korkutucu bir durumdu.”
0 Comments